(via kleggich)
“yıkıldık. yıkıldıkça kanatlarımız
kanatlarımız morardı gökleri gördük.”
Geçen gün kalbimin yerinde koskoca bir kor olduğu düşüncesi sızısıyla birlikte aklıma düştü.
Anlam, peşini bırakmayacağım.
Umudumuz kuşlar yesin diye pencere önüne konulan ekmek kırıntıları gibi.
Bize kalan yegâne gerçek, hepimizin paylaştığı o çıplak acı, ve acının kökleriyle iç içe geçmiş o direngen umut.
Albert Camus
Hepimiz Evgeny’ nin dudakları arasındaki sigaranın rüzgara direnen külüyüz.
Nitekim kül.
Balkonda sigara içeceğim diye deri ceketimi giydim yarım saattir o şekilde oturuyorum. Hayat hep böyle. Gitmeye teşebbüs sadece.
“çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.”
Seher vaktinin köpeklerini sevmekten geliyorum.
20102016
Kimsesiz…
Üniversitem açıldı ve Bolu’ya geldim. Aşırı yoğunum. Her akşam biri çağırıyor. Haftada 2 gün başkasında kalıyorum. Batak,yemek,çayla muhabbet derken saati 4 ediyoruz… Ama…
Ama ben kaldıramıyorum bu durumu. Ben alışık değilim bu duruma. 1 saat balkonda geçirdiğim müzikli, sigaralı zamandan aldığım tadı, 1 hafta gezip tozup muhabbet ettiğimde alamadım mesela. Yalnızlığın durgunluğunu, içtenliğini ve ‘’Yine gel’’ dercesine bıraktığı hissi bulamadım.
Yavaş yavaş anlıyorum ama. Bir yere,bir kişiye ya da her ne derseniz ona ait olamam ben. Kendimle kalmaya alışmışım. Yalnızlık; sadece bir kopyası kalmış gibi saklanmalı bende. Ara ara gün yüzüne çıkarmalıyım ve genelde onu yaşamalıyım.
Okuyunca çok egoist gelebilir ama Ahmet Telli’nin bir dizesini hep kendime yazılmış gibi hissederim:
‘’Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil… ‘’
(via yazilandanfazlasi)



